Kullanıcı Adı:  Üye Olacağım
Şifre:  Şifremi Unuttum!
Hatırla?  

15 Jul 2010 Hicretin Îkinci Senesi

Hicretin Îkinci Senesi

Seriyye ve Gazâlar

Buvat Gazâsı


Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı. Bu tarihte Peygamber Efendimiz, beraberinde 200 Muhacirle Medineden yola çıktı. Maksadı, içlerinde azılı müşrik Ümeyye bin Halefin de bulunduğu 100 kişilik bir muhafız grubun kontrolu altında hareket eden 2500 develik büyük Kureyş kervanının üzerine yürüyerek onlara göz dağı vermekti.

Buvat Dağına kadar giden Resûl-i Ekrem kimseyle karşılaşmadı ve Medineye geri döndü.1



Safevan Gazâsı


Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı. Mekkeli müşriklerin adamlarından Kürz bin Cabir el-Fihrî arkadaşlarıyla Medine otlaklarına kadar sokularak akın etmiş; Medinelilere ve Müslümanlara ait bir çok hayvanı alıp götürmüştü.

Bu baskın üzerine Peygamber Efendimiz Medinede yerine Zeyd bin Hâriseyi vekil tayin ederek mezkur yağmacıyı takibe çıktı. Bedir nâhiyesinin Safevân Vadisine kadar ilerledi. Ancak Kürz takib edildiğini haber almış olduğundan, daha önce sapa bir yoldan kaçmıştı. Bunun üzerine Peygamberimiz Medineye geri döndü.

Bu gazâya Bedr-i Ulâ, yani Îlk Bedir Gazâsı da denilir.2



Uşeyre Gazâsı

Hicretin 2. senesi, Rebiülevvel ayı.

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Safevan Gazâsından üç ay sonra, Muhacir Müslümanlardan 150-200 kişiden müteşekkil bir askerî birlik ile Medineden yola çıktı. Beraberinde 30 deve bulunuyordu ve mücahidler bu develere nöbetleşe biniyorlardı. Maksat, yine Kureyşin Şâma göndermiş olduğu ticaret kervanını takib etmekti. Ancak, Medineden dokuz konak mesafede bulunan Müdliçoğullarına ait Uşeyre Ovasına gelindiğinde, Kureyş kervanının buradan iki-üç gün önce geçtiği öğrenildi.

Medine etrafını her bakımdan emniyet altına almak hususu üzerinde dikkatle duran Peygamberimiz burada daha önce anlaşma yaptığı Damreoğullarının müttefiki olan Benî Müdliçle aynı mahiyette bir dostluk ve ittifak anlaşması imzaladı. Sonra da Medineye geri döndü.1



Abdullah bin Cahş Seriyyesi

Hicretin 2. senesi, Recep ayı. Peygamber Efendimiz bu tarihte Abdullah bin Cahşı huzuruna çağırdı ve Müslümanlardan 8 kişilik bir birlik kumandasında Nahle Vadisine gideceğini emir buyurdu. Birliğe katılanlara hitaben de, Sizin üzerinize birini tayin edeceğim ki, o en hayırlınız değildir. Fakat, açlığa, susuzluğa en çok dayanan, katlananınızdır2 dedi.

Resûl-i Ekrem kumandan tayin ettiği Abdullah bin Cahşa bir de mektup verdi. Bu mektubu iki gün yol aldıktan sonra açıp okumasını ve ona göre hareket etmesini emir buyurdu.

Îki günlük yolculuktan sonra Abdullah bin Cahş, emir gereğince mektubu açıp okudu. Mektupta şunların yazılı olduğunu gördü:

Bu mektubumu gözden geçirdiğin zaman Mekke ile Tâif arasındaki Nahle Vadisine kadar yürüyüp, oraya inersin. Oradaki Kureyşi gözetler, alabildiğin haberleri gelip bize bildirirsin.1

Şu halde, bu seriyyeden maksat, Kureyşin hareketini gözetlemek, ne gibi hazırlıklar içinde bulunduklarını tesbit etmekti.

Kahraman Sahabî Abdullah bin Cahş, Hz. Resûlullahın mektubuna, Seminâ ve atanâ (dinledik ve itâat ettik) dedikten sonra, mücahidlere de, Hanginiz şehid olmayı ister ve makamı özlerse benimle gelsin. Kim de ondan hoşlanmazsa geri dönsün. Ben ise Resûlullahın emrini yerine getireceğim2 diye hitap etti. Fedakâr mücahidler, tereddütsüz, kumandanlarının emrine amâde olduklarını bildirdiler.

Mücahidler nöbetleşe bindikleri develerle Nahle Vadisine vardılar. Orada konakladılar. Bu arada yükleri kuru üzüm ve yiyecek maddeleri olan Kureyşin bir kervanı göründü. Gelip onlara yakın bir yerde konakladı.

Mücahidler bunlara karşı nasıl davranmaları gerektiği hususunda konuştular. Hücum etmeyeceklerine dâir önce bir karara varamadılar. Çünkü, içinde kan dökmek haram olan Receb ayının girip girmediğinde tereddüt ediyorlardı. Sonunda henüz Recep ayının girmesine bir gün var olduğu kanaatına varınca, ittifakla kervanı ele geçireceklerine dair karar aldılar. Tam o esnada Vâkıd bin Abdullahın attığı bir okla kervanın reisi Amr bin Hadremî öldü. Mücahidler, diğerlerin üzerine yürüdüler. Îki kişiyi esir alıp kervanı da ele geçirdiler.

Kurtulanlar Kureyşlileri hadiseden haberdar etmek için Mekkeye doğru kaçmaya başladılar. Mücahidler ise iki esir ve kervanla birlikte Medineye döndüler.

Seriyyenin başkanı Abdullah bin Cahş Hazretleri durumu anlatınca Fahr-i Kâinat Efendimiz hiddetle, Ben size haram olan ayda çarpışmayı emretmemiştim dedi ve ganimetten herhangi bir şey almaktan kaçındı.

Seriyyeye iştirak etmiş bulunan mücahidler Resûl-i Ekremin bu hareketi karşısında neye uğradıklarını şaşırdılar. Diğer Sahabîler de onların bu hareketlerini tasvip etmeyince bütün bütün ruhlarını büyük bir sıkıntı sardı.

Resûl-i Kibriyâya durumu izah ettiler:

Yâ Resûlallah dediler. Biz, onu Recebin ilk gecesinde ve Cemâziyelâhir ayının son gecesinde öldürdük! Receb ayı girince kılıçlarımızı kınına soktuk!

Buna rağmen Resûlullah kendisi için ayrılan ganimeti almadı. Çünkü, ortada bir şüphe söz konusu idi.

Nitekim, Mekkeli müşrikler de bu hareketi dillerine doladılar ve dedikodu yapmaya başladılar:

Muhammed ve Ashabı haram ayı helâl saydı. Onda kan döktüler. Mal aldılar. Adam esir ettiler.

Bu dedikodular Medineden duyuldu. Diğer taraftan Medinede bulunan Yahudiler de ileri geri konuştular. Bir taraftan seriyyeye iştirâk etmiş bulunan mücahidler bu hareketlerinden dolayı üzüntü duyuyorlardı. Diğer taraftan Mekkeli müşrikler ve Medineli Yahudiler ileri geri konuşuyorlardı. Peygamber Efendimiz ise kendisine ayrılan ganimeti kabul etmiyordu.

Bir müddet sonra Efendimize vahiy geldi ve meseleyi halletti. Îlgili âyette şöyle buyuruldu:

Sana haram ayda savaşmanın hükmünü soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günahtır. Fakat insanları Allah yolundan çevirmek, Onu inkâr etmek, Mescid-i Harâmı ziyaretten men etmek, oranın ahâlisini Mescid-i Haramdan çıkarmak, Allah katında daha da büyük günahtır. Fitne ise katilden daha büyük bir cinayettir. Onların elinden gelse, dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri durmazlar1

Seriyyeye iştirâk etmiş olan mücahidler bu âyet üzerine sıkıntı ve mânevi ızdıraptan kurtuldular. Peygamber Efendimiz de kendisi için ayrılmış bulunan ganimet hissesini kabul etti. Müşrikler ise esirleri için kurtuluş bedeli gönderdiler. Esirlerden sadece Osman bin Abdullah Mekkeye gitti. Diğer esir Hakem bin Keysan ise Müslüman olup Medinede kaldı.2



Hakem bin Keysan nasıl Müslüman oldu?

Mücahidler tarafından esir alınınca, kumandan Abdullah bin Cahş onun boynunu vurmak istemişti. Fakat, diğer Sahabîler, Hayır, Resûlullaha götürelim diyerek buna mâni olmuşlardı. Böylece Hakem boynunun vurulmasından kurtulmuştu.

Medineye döndüklerinde onu Peygamber Efendimize götürdüler. Resûl-i Ekrem, Hakemi Müslüman olmaya dâvet etti. Ancak o menfî tavır takındı. Hatta ileri geri konuşmaya başladı. Bu konuşmalarından hiddete gelen Hz. Ömer, Bunun Müslüman olacağı yok, yâ Resûlallah! Müsâade et, boynunu vuralım diye konuştu.

Resûl-i Ekrem bu teklifi kabul etmedi ve Hakemi tekrar Îslâma dâvet etti. Sonunda Hakem, Îslâm nedir? diye sordu.

Resûl-i Ekrem, Îslâm, şeriki olmayan bir Allaha îmân ve ibâdet, Muhammedin de Onun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmendir buyurunca Hakem, Müslüman oldum diyerek, Kelime-i Şehâdet getirdi.

Resûl-i Ekrem de Sahabîlere dönerek, Eğer sizin onun hakkındaki görüşünüze uyup onu öldürseydim, Cehenneme girmiş gitmişti1 diyerek hepimize ölçü olacak dersini verdi.

Hz. Resûlullahın Îslâma dâvetteki temennisi, sabrı ve sebâtı işte bir insanı böylesine Cehennemden kurtarıp, Sahabî gibi şerefli bir makama yükseltiyordu.

* * *



Kıblenin Mescid-i Harama Çevrilmesi

Resûl-i Kibriyâ Efendimiz ile Müslümanlar, Medinede namazlarını Allahın emriyle Peygamberler makamı olan Kudüse, yâni Beytül-Makdise doğru kılarlardı. Fakat, Peygamber Efendimiz öteden beri tevhid akîdesinin müstesna bir âbidesi olan yeryüzünün ilk mâbedi ve ceddi Hz. Îbrâhimin kıblesi olan Kâbeye doğru yönelerek namaz kılmayı kalben arzu ve temenni ediyordu. Müslümanlar da, hassaten Muhacirler kalblerinde aynı arzuyu taşıyorlardı. Çünkü, beş vakit namazlarında Kâbeye yönelmek vatanları Mekkeyi de yâdetmeye bir vesile olacaktı.

Yahudilerin de, Muhammed ve Ashabı, biz gösterinceye kadar kıblelerinin neresi olduğunu bile bilmiyorlardı diyerek sinsice dedikoduda bulunmaları onları rahatsız ettiğinden bu arzuları daha da kuvvetleniyordu. Bu sebeple, Resûl-i Ekrem Efendimiz, tahvil-i kıble için vahyin gelmesini bekliyor, Cebrâili (a.s.) gözetliyor ve Kâbeyi temenni ederek duâ ediyordu.

Nitekim, bir gün Cebrâile (a.s.) bu arzusunu izhar ederek, Rabbimin, yüzümü Yahudîlerin kıblesinden Kâbeye çevirmesini arzu ediyorum diyerek izhar etti.

Cebrâil (a.s.), Ben, bir kulum! Sen, Rabbine niyâzda bulun. Bunu Ondan iste!1 dedi.

Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz de, Beytül-Makdise müteveccihen namaza duracakları zaman başını semâya doğru kaldırmaya başladı.

Nihayet Medineye hicretin 17. ayında kıblenin Mescid-i Harama doğru çevrildiğini bildiren âyet-i kerime nâzil oldu.

Yüzünün sık sık semâya çevrildiğini, muhakkak ki Biz görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin1

Bu vahiy geldiği sırada Resûlullah Efendimiz, Müslümanlara mescidde öğle namazı kıldırıyordu. Namazın ilk iki rekâtı kılınmış, sıra son iki rekâta gelmişti. Peygamber Efendimiz, ağır ağır yönünü değiştirdi ve mübârek yüzünü Kâbeye doğru çevirdi. Müslümanlar da Efendimizle birlikte o tarafa döndüler.2



Îki kıbleli mescid

Mescid-i Kıbleteynden (Îki Kıbleli Mescid) bir görünüş

Diğer bir rivâyete göre, Resûl-i Kibriyâ Efendimiz, Receb ayının bir Pazartesi günü Benî Seleme semtinde oturan Bişr bin Berânın annesi Ümmü Bişri ziyârete gitmişlerdi. Kendisine yemek yapıldı. Yediler. Bu sırada öğle namazı vakti girdi. Peygamberimiz, oradaki mescidde Müslümanlarla birlikte iki rekât kıldıktan sonra namaz içinde Kâbe tarafına dönmesi emrolundu. Derhal cemâatla birlikte yüzlerini Mescid-i Haram tarafına çevirdiler. Bu sebeple Benî Seleme Mescidine Mescid-i Kıbleteyn (Îki Kıbleli Mescid) adı verildi.1

Peygamberimizin emri üzerine, bütün Müslümanlara kıblenin Mescid-i Aksadan Mescid-i Haram tarafına çevrildiği duyuruldu.

Kıblenin Kâbe olarak tesbit edilmesi bir kısım Müslümanların telâşına sebep oldu. Çünkü, kıble değiştirilmeden önce Beytül-Makdise doğru namaz kılarak vefât etmiş veya şehid edilmiş Müslümanlar vardı. Bunun için huzur-u risâlete gelerek, Yâ Resûlallah! Daha önce ölen Müslüman kadeşlerimizin durumu ne olacak? Onlar Beytül-Makdise doğru namazlarını edâ etmişlerdi diyerek endişelerini izhar ettiler.

Cenâb-ı Hak Müslümanların bu endişelerini de inzâl buyurduğu âyet-i kerime ile giderdi:

Senin yöneldiğin Kâbeyi, Peygambere uyanlarla gerisin geri dönenleri ayırd etmek için kıble yaptık. Kıblenin bu şekilde değişmesi ise, Allahın hidâyet nasip ettiği kimselerden başkasına pek ağır gelir. Yoksa Allah, kıbleyi değiştirmekle îmânınızı zaafa uğratacak ve evvelki kıbleye yönelerek kıldığınız namazları zâyi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara pek şefkatli, pek merhametlidir.2

Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medineye teşrif edip Beytül-Makdise doğru namaz kılmaya başlayınca Arap müşriklerinin gücüne gitmişti. Bilâhere kıble Kâbeye tahvil buyurulunca bu sefer Yahudîlerin gücüne gitti ve tekrar dedikodu yapmaya, fitne fesad çıkarmaya koyuldular.

Hatta âlimlerinden birkaçı Resûlullaha gelerek, Yâ Muhammed! Üzerinde bulunduğun kıblenden seni döndüren nedir? Îbrahimin milleti ve dininde bulunduğunu söyleyen sen değil misin? dediler.

Sonra da şu sinsî teklifte bulundular:

Eğer şimdiye kadar üzerinde bulunduğun kıblene tekrar dönersen sana tabi olur, seni tasdik ederiz!

Şu âyetler bu hâdiseyi anlatmaktadır:

Însanlardan birtakım beyinsizler, Müslümanları şimdiye kadar yöneldikleri kıbleden çeviren nedir? diyecekler. Sen onlara de ki: Doğu da, batı da Allahındır. O dilediğini dos doğru bir yola iletir.

Biz sizi böylece aşırılıktan uzak, adâlet, ve doğruluk üzerinde olan bir ümmet yaptıktâ ki kıyâmet gününde siz peygamberlerin Îlâhî hükümleri tebliğ etmiş olduklarına dâir insanlar üzerine bir şâhit olun, Peygamber de sizin doğru yolda olduğunuza şâhid olsun

Kendilerine kitap verilmiş olanlara her türlü delili getirsen, yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer sana gelmiş olan ilimden sonra sen onların heveslerine uyacak olursan, o zaman elbette zâlimlerden olursun.1

Kubâ Mescidi kıblesi

Kıble, Mescid-i Haram tarafına çevrildikten sonra, Resûl-i Ekrem Efendimiz Kubâya gitti ve Îslâm tarihinde inşa edilen ilk mescid olan Kubâ Mescidinin Beytül-Makdis tarafına olan kıblesini de Kâbeye doğru çevirtti.

Share on Facebook! Share on Twitter! StumbleUpon

Makaleler « Medine Hayatı »

» Vefatı » Kaynak » Hicretin Onuncu Senesi
» Veda Haccı » Hicretin Dokuzuncu Senesi » Huneyn Muharebesi
» Hicretin Sekizinci Senesi » Mekke'nin Fethi » Hicretin Altıncı Senesi
» Hicretin Yedinci Senesi » Hendek Savaşı » Hicretin Beşinci Senesi
» Hicretin Dördüncü Senesi » Bedir Muharebesi » Hicretin Îkinci Senesinin Diğer Mühim Hâdiseleri
» Hicretin Üçüncü Senesi » Hicretin Îkinci Senesi » Hicretin Birinci Senesi