Müslüman-ı Müslüman-a Kırdıran Fitne-Lik

[b][font=Verdana][color=red]En Korkutucu Fitne Ve Fesatlık[/color][/font][/b] [img]http://www.sanalda1numara.net/attachments/merak-edilen-sorular-ve-cevaplari/50093d1339427980t/sucsuz-musluman-kadina-iftira-atmak-1-261.jpg[/img] [b]Kur'an-ı Kerim'de, fitne unsurlarının sayıldığı bir ayet-i kerimede mealen,"Biz mutlaka sizi biraz korku ile, biraz açlık ile, yahut mala, cana veya ürünlere gelecek noksanlıkla deneriz. Sen sabredenleri müjdele!" (Bakara, 2/155) buyurulmaktadır. Sabır; sabredilen hususlar itibarıyla; Allah'a kulluğun zorluklarına katlanma manasına ibadet ü tâate karşı sabır; günah yolunun nefse hoş gelmesine mukabil mâsiyet duygusuna karşı sabır; Hakk'ın kaza ve kaderine rıza göstermeyi de ihtiva eden semâvî ve arzî belâlara karşı sabır olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır. Namazda لاَ حَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ إِلاَّ بِاللهِ "Hakiki güç ve kuvvet sahibi sadece Allah'tır; olup biten her şey, ancak O'nun izni ve iradesi dahilinde gerçekleşir." demenin hükmü. "Hayr"; herkesin beğendiği, rağbet ettiği şeyler, şeref, meşru iş, faydalı ve sevabı gerektiren amel, iyilik, ibâdet ve mal gibi anlamlara gelir; onu zıddı ise "şer"dir. Arapça'da "hayr" kelimesi, sadece iyiliği ifade etmez, mal ve servet için de kullanılır. Mesela, "Gerçekten insan, Rabbine karşı çok nankördür. Kendisi de buna şahittir. Ondaki mal hırsı pek şiddetlidir." (diyât, 100/6-8) mealindeki ilahi beyanda geçen "hayr" kelimesi mal, mülk ve servet manasına gelmektedir. Melekler Cenâb-ı Hakk'ın, Îbrahim aleyhisselama "Halilim" demesindeki hikmeti sorarak hullet ve dostluğun servetle bağdaşıp bağdaşmayacağını Öğrenmek isterler; uzun bir yoldan gelmiş, saçı-sakalı dağınık, üstü-başı perişan bir misafir edasıyla Îbrahim Nebi'nin yanına varıp "Subbûhun Kuddûsün (Rabbunâ ve) Rabbu'l-melâiketi ve'r-rûh" derler. Bu tesbih, vahiyle yunup yıkanmış o pak gönle öyle tesir eder ki, "Aman, bu ne güzel bir söz" der ve koyunlarının dörtte biri karşılığında o sözü tekrar etmelerini yalvarırcasına ister. Melekler, kendilerine has bir ses ve eda ile o tesbîhi tekrar edince, Allah'la alâkası açısından tesbîh u tazime ve vahye aşina olan Halilürrahman, o sözdeki derinliğin kendi ruhunda hasıl ettiği tesir neticesinde, bir kere daha aynı tesbîhi duymak için malının tamamını vermeye de razı olur. Nihayet, "Değil mi ki bana bu tesbîhi dinletip öğrettiniz, ben de size köle oldum!" diyerek meleklere mukabelede bulunur. Bu davranışıyla da, sahip olduğu her şeyi, hatta canını bile Cânan yolunda feda edebileceğini gösterir. Însan, mal-mülk, makam-mansıp, evlad ü iyal ile sürekli denenip sınandığı gibi kadınla da imtihan olabilir. Zaten, bir imtihan unsuru olması açısından kadına "fitne" de denilmiştir. Bir kısım mü'minlerin sabah akşam dualarında "Allahümme ecirnâ min şerri'n-nisâ, Allahümme ecirnâ min belai'n-nisâ, Allahümme ecirnâ min fitneti'n-nisâ" demeleri; yani, "Allahım, erkekliğin altında kalıp kadınla imtihanı kaybederek bir kötülük işlemekten bizi koru; Allahım, şehvetin arkasında sürüklenip bir felakete uğramaktan bizi muhafaza et; Allahım bir kadının cazibesine kapılıp doğru yoldan sapmaktan bizi halâs eyle!" diyerek Allah Teâlâ'ya iltica etmeleri kadının potansiyel bir iptila vesile olmasındandır. Yoksa, mü'minler, kadının şer, bela ve fitne olarak yaratıldığını asla düşünmez ve kadın fitnesinden korunma dualarını o bâtıl inanca bağlamazlar. Bu açıdan, aslında erkek de kadın için bir imtihan aracıdır ve kadın da erkek sebebiyle başına gelebilecek şerden, beladan ve fitneden sürekli Hazreti Hafîz'e sığınmalıdır. Hatta, o da –dilerse– dualarında "Allahümme ecirnâ min şerri'r-ricâl, Allahümme ecirnâ min belâi'r-ricâl, Allahümme ecirnâ min fitneti'r-ricâl" diyebilir. Evet, erkek-kadın münasebetleri çerçevesinde her ikisi de birbiriyle imtihan olmaktadır ve her biri diğeri için bir imtihan unsuru, bir bela sebebi ve bir fitne vasıtasıdır. Hazreti Ömer'in (radıyallahu anh) gözünün nuru olan delikanlı, ismet ufkunun temsilcilerindendi. Bir tuzağa düşüp günaha karşı hafif bir temayül gösterecek gibi olunca birdenbire "Allah'a karşı gelmekten sakınanlara şeytandan bir dürtü ilişince, hemen düşünüp kendilerini toparlar, basiretlerine tam sahip olurlar." (A'raf, 7/201) Mealindeki ayeti hatırlamış ve kalbinin haşyetle çarpışı karşısında daha fazla dayanamayarak oracığa yığılmıştı. Sonra Fitne unsurlarından biri de mü'minlerin birbiriyle imtihan edilmeleridir. Mü'min nerede, neye ve ne ölçüde sevineceğini iyi belirlemeli; sevinçte aşırı gitmemeli ve şımarıklığa düşmemelidir. Tarık b. Ziyad'ın Endülüs'e girişi ve ruhun zaferi. Yavuz Sultan Selim'in zafer sonrası Îstanbul'a dönüşteki mülahazaları.. yaklaşık yarım asır hükümdarlık yapan Kanuni Sultan Süleyman'ın yatağını koridora serdirişi. "Fitne uyumaktadır. Allah onu uyandırana lâ'net etsin" (Feyz'ül-kadir c. 4, s. 461). Fitne, insanların hak olan yoldan ayrılmasına, cemiyetin nizamının ve halkın ahlâkının bozulma­sına sebep olan hadiselerdir. Fesat, halkın arasın­daki sevgiyi sarsan ve cemiyette tedavisi imkânsız yaralar açıp kardeşi kardeşe hasım hâline getiren bozgunculuktur. Geçmiş zamanlarda halkı birbirine düşüren ve dövüştüren bir takım fitneler olmuş; zamanımızda da olmaktadır. Gelecek yıllarda böyle sarsıntıların ol­ması ihtimâl dahilindedir. Tarih boyunca bir takım kargaşalar zuhur etmiş ve beşeri toplulukları çeşitli ve feci felâketlere sü­rüklemiştir. Geçmişteki fitnelerin bir kısmı siyasi ka­nallardan gelmiş, bazısı da Îslâm dininin düşmanları tarafından tezgahlanmıştır. Fitnenin tesiri altında kalmış ve makul düşünme yeteneğini rafa kaldırmış bulunan kimseler, kendi ta-raftarlarından kötü bir şahsı, başka bir gruptaki iyi insana tercih eder hâle gelmiştir. Fitne ve fesat se­line kendini kaptıran insanlar, hak ve hakkaniyet ölçülerini terkederek, nefsaniyet ve tarafgirliği esas olarak kabul ederler. [color=red]Münevver Gençler[/color] Her zararlı şeyden ve tehlikeli davranıştan sakın­manın yolu ve çâresi vardır. Fitne ve fesattan sakın­manın usulünü biz ümmetlerine beyan eden Pey­gamberimiz (s.a.v.), şu açıklamayı yapmış bulun­maktadır: "Yakın bir gelecekte bir takım fitneler olacaktır. O sırada oturan, ayakta durandan; dikilen, yürüyen­den; yürümekte olan, koşandan hayırlı olacaktır. Kim de fitneye yönelirse, (fitne) onu kendisine çeke­cektir. Kim bir barınacak veya sığınacak yer bulursa oraya sığınsın (da fesada karışmasın)" (Buhârî c. 4, s. 177). Müslüman ve medeni bir insan olmamız itibariyle, "fitne yangını"nı söndürmek vazifemizdir. Buna gü­cümüz yetmediği takdirde, "yangına benzin sıkan adam" olmamalıyız. Halkın arasında ahengi tanzim etmek üzere gönderilen Resûl-i Ekrem (s.a.v.)in bu husustaki tavsiyesi şöyledir: "Fitne (vaktin)de kişinin selâmeti evinde (oturma­ya bağlı)dır" (Feyz'ül-kadir c. 4, s. 116). Ayak kayacak noktalara uyarıcı igşaretler diken ve ümmetlerinin fesadın oyuncağı olmasını isteme­yen Fahr-i Kâinat (s.a.v.), şu ikazı yapmaktadır. "Yakın bir gelecekte (kişiyi) sağırlaştıran, dilsiz(e çeviren), kör(e benzeten) fitneler olacaktır. Kim ona yaklaşırsa fitne onu kendisine çekecektir. Ona dil uzatmak (suretiyle destek olmak), kılıcın (fitne içine) düşmesi gibi (tehlikeli)dir" (Ebû Dâvûd c. 4, s. 102). Îslâm dinini anlayan ve halka en iyi açıklayan Resûlullah (s.av.), fitnenin insanların üzerindeki tah­ribatını açık ve seçik olarak dile getirmekte ve on­dan korunmanın yolunu şöyle beyan etmektedir. "Önünüzde(ki zamanlarda) karanlık gece kıt'aları gibi fitneler olacaktır. O sırada kişi, mü'min olarak sabaha erecek, kâfir olarak akşama girecektir. Mü'­min olarak akşama ulaşacak da kâfir olarak sabaha erecektir. Onun içinde (bulunup ta) oturan kişi, a-yakta durandan hayırlıdır. Ayakta olan, yürüyenden hayırlıdır. Yürüyen de koşandan hayırlıdır." Ashâb: -"(O sırada) bize neyi emredersiniz?" dediler. Re­sûl-i Ekrem: -"Evlerinizin eşik çulları (gibi) olunuz" buyurdu (Ebû Dâvûd, c. 4, s. 101). Fazilet Sahibi Gençler! Fitneyi tamamen kaldırmak mümkün değildir. Hal böyle olunca, kendimizi koruyabilmemiz için tedbirli olmamız gerekmektedir. Bu ciheti açıklayan Resûl-i âlîşân (s.a.v.) şu tavsiyeyi yapmaktadır: "Müslü­manlar arasında fitne (ve fesat mevcut) olduğu za­man tahtadan kılıç tut" (Feyz'ül-kadir c. 1, s. 429). Tahtadan kılıç tutmak demek, insanların birbirine olan bağlılığını kesen ve sevgi bağlarını koparan kimseler gibi olmayıp, halkı uzlaştırmaya çalışmak demektir. Şâyet kişi buna imkan bulamazsa, evinin köşesinde oturmalı ve fitneden uzak bir hayatı tercih etmelidir. Fitne ve fesat, nereden kaynaklanırsa kaynak­lansın ve kimin başı altından çıkarsa çıksın, akl-ı se­lim sahibi bir mü'min, fesada sebep olacak hareket­lerden sakınmalıdır. Bu noktada ümmetlerini uyaran Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır: "Said, fitneden uzaklaştırılandır. Saadeti bulan, fitneden uzak tutulandır. Said olan, fitneden uzak kı­lınan ve bir belâya uğratılıp da onun Hayıflanması­na (acı ve ızdırabına) sabredendir" (Ebû Dâvûd c. 4, s. 102). Însanlara hak olan yolu ve mutlak doğruyu gös­teren Resûlullah (s.a.v.)in bir hadisinin meâli ile bahsi tamamlamak istiyorum: "Yakın bir gelecekte (haksız olarak) tercih yapma ve hoşlanmayacağınız işler olacaktır". Ashâb: "Ey Allah'ın Resulü (o sırada) bize ne (şekilde hareket etme)yi emredersiniz? dediler. Resûlullah: "Üzerinizdeki hakları verirsiniz, sizin için olan (hak)ları Allah'tan istersiniz" buyurdu (Buhâri c. 4, s. 177).[/b]

Powered by SMF 1.1.21 | SMF © 2006-2009, Simple Machines

Makaleye geri dön