Kullanıcı Adı:  Üye Olacağım
Şifre:  Şifremi Unuttum!
Hatırla?  

13 Jul 2012 Îlk Müslümanlar Akla Ahenk Veren Azim-Leri

Îlk Müslüman -Ların Înanılmaz Azimleri

Selamün Aleyküm Saygıdeğer Müslüman Kardeşlerim Bugün Öyle Bir Mübarek Günki Günlerden Cuma; Bugün Camiler Daha bi Kalabalık Bütün Müslüman Lar Secde Ediyor Çok Sevinçliyim Kendimi Îlahi Dinlemekden Gönül dostlarımla Yaptığım Îslami Dini sohbet Den alamıyorum Keşke Her An Efendimizi [SAV] Zikretse Müminler Keşke Her an dini sohbetler Yapılsa Kardeşlerim Allaha Emanet Olun Hayırlı Cumalar Selamün Aleyküm



Îlk Müslümanların, Îslâm'ı dünyanın dört bir yanına götürmeleri sırasında nasıl davrandıklarına dair teferruatlı bilgiye sahip değiliz.

Gittikleri yerlerdeki hakim dinler, mezhepler, düşünceler ve müessir kültür kalıntılarına rağmen çok kısa bir zamanda Îslâm'ın gönüllere girmesi insana hayret veriyor.

Onların, bu konuda çok başarılı oldukları anlaşılıyor. Bu başarıyı, kâhir orduların girdikleri yerlerde halka baskı yapmasıyla ve kılıç zoruyla açıklamaya çalışmak akıl ve mantığın kabul edeceği bir şey değildir.

Buyurun bugün gelişmiş bir millet olmanın imkanları ile medeni insanlar olarak Hindistan'a gidin; ilk Müslümanların o zamana nisbeten elli senede yaptıklarının ne kadarını yapabileceğinizi bir deneyin.

Zaten, bugün Hindistan'daki mevcut Müslüman nüfus da, o dönemde Müslüman olanların çocukları. Müslümanlar daha hicreti seniyyenin kırkıncı senesinde Sindâbâd'a girdiler ve o günden bu yana Hindistan'da Müslümanlık var.

Buhâra, Semerkand gibi beldelere hicreti seniyyenin sekseninci senesi girilmiş. Buhârî'nin dedesi, kendi hocası meşhur hadisçi Müsnedî'nin dedesinin vesilesiyle Müslüman olmuş. Buhârî, üçüncü asrın yarısına kadar yaşadığına ve üçüncü asırda o muazzam eserini ortaya koyacak verimliliği gösterdiğine göre diyebiliriz ki, o coğrafyada bulunan insanlar çok erken dönemde Müslümanlaşmışlar..

Dahası dinin dilini benimsemişler.. o dilin büyük üstadlarını yetiştirmişler.. ve Hicaz'da yaşayan hadisçilerden daha güçlü muhaddisler Asya'da ortaya çıkmış.

Hatta denebilir ki, Îmam Malik gibi Muvatta sahibi büyük bir alim istisna edilecek olursa, ondan sonrakiler, Îmam Şafiî de dahil Asya kültürüyle yetişmiştir.

Evet, Îmam Şafii, Irak, Îran, Bağdat civarında dolaşmış; Îmam Azam Ebu Hanife'nin talebelerinden ders almıştır. Buhârî, Müslim, Nesaî... bunların her birisi Asya'nın bir yerinde neş'et etmiştir.

Buhâra, Tirmiz birbirine yakın yerlerdir. Ebu Davud Sicistan'dan, Nesaî Nese'den... Hadisçilerden başka onca fakih yetişmiştir buralarda.

Îkinci asrın ortalarına doğru devâsâ hukukçular sahnede yerini almış, fıkıh metodolojisi gelişmiş ve üçüncü asra doğru dünyada eşiemsâli olmayacak şekilde bir rönesans yaşanmıştır.

Hâsılı, erken devirlerdeki Müslümanlar oralara kılıç zoruyla, baskıyla girmiş değillerdir. Gönülleri fethetmiş, kalblere taht kurmuş, akılları durduran hayretengiz bir performans ortaya koymuşlardır.

Şimdi günümüzün, daha sağlam düşünüyor gibi görünen, daha iyi imkanlara sahip insanına bakalım. Günümüz insanı daha çok malzemeye, daha çok dökümana sahip; muhâbere ve muvâsala (haberleşme) şartları daha rahat; telekominikasyon imkanları oldukça ilerlemiş..

Teknoloji insanların emrine âmâde.. fakat, acaba günümüzün Müslümanları, ilklerin ortaya koyduğu cehd ve gayretin ne kadarını sergiliyor?

Kaç insanın hidayetine vesile olmuş ve bundan sonra da kaç insanı iman nuruna taşımayı planlıyor?

Evet, selefi salihînin elinde bizdeki imkanlar yoktu. Ebu Eyyub elEnsârî Hazretleri Îstanbul'a ulaşıncaya kadar kim bilir neler çekti? Yezid döneminde yaptıkları bu seferde, herhalde oraya gelinceye kadar altı ay yol yürümek zorundaydılar.

Ebu Eyyub Hazretleri çok yaşlıydı. Efendimiz (sav) Medine'ye hicret buyurdukları zaman Ebu Eyyub elEnsari Hazretleri'nin çolukçocuğu vardı. O zamanlar otuzküsur yaşında var idiyse ve katıldığı Îstanbul seferi hicreti seniyyenin aşağıyukarı kırkıncı senesinde olduğuna göre, yaşı yetmişyetmişbeş civarındaydı.

Yetmiş yaşın üzerindeki o insan dinini î'lâ uğruna kendisini atın üzerine bağlatıyor ve o uzun mesafeyi o şekilde aşıyordu.

Aynen onun gibi, Ebu Talha Hazretleri de oldukça yaşlanmıştı; ama hala cihad aşkıyla yanıyordu. Atın üstünde duramayacak halde olmasına rağmen cihada gitmek isteyince torunları diyordu ki, "Sen Allah Rasûlü hayatta iken yeterince savaştın. Bedir'de, Uhud'da bulundun.

Artık sen dinlen; biz senin yerine cihad ederiz. Hem yürüyecek dermanın bile kalmadı!" Ebu Talha (ra) "Hayır" diye cevap veriyor, Tevbe Sûresi'nin kırkbirinci ayetini okuyor ve "Allah öyle bir tefrik yapmıyor ki. 'Înfirû hifâfen ve sikâlen' Yaya ya da binitli olarak, piyade veya süvari olarak Allah yolunda seferberlik yapın buyuruyor." (Tevbe, 9/41)

"Sen atın üstünde duracak halde de değilsin!" dediklerinde ise "Bağlayın beni atın üstüne, öyle gideyim.." cevabını veriyordu. Ve o haliyle, Kıbrıs'a yapılan deniz seferine katılıyordu.

Gemide ağır hastalanmış ve birkaç gün sonra da vefat etmişti. Geminin karaya ulaşmasını bekledikleri için defnini yedi gün sonra yapmışlar; ama cesedinin bozulmadığını görmüşlerdi.

Aynı sefere katılanlardan birisi de "Hala Sultan" dediğimiz Ümmü Haram validemizdir.

Bu sefere katılacağı müjdesini seneler önce Allah Rasûlü'nün (sav) femi mübarekinden alan anamız; o gün, seksenaltı yaşında olmasına rağmen aynı î'lâyı kelimetullah aşkı onu da evinde oturmaktan alıkoymuş ve Kıbrıs'a kadar götürmüştü.

Karaya çıkıldığında atının ayaklarının sürçmesiyle düşmüş ve şehid olmuştu. Kıbrıs Rum kesiminin Larnaka şehrinde bulunan kabri şerîfi, adayı fetheden Osmanlılar tarafından 1570 senesinde türbe ve cami yapımıyla genişletilmiş ve onarılmıştı.

Görüldüğü gibi, bu insanlar her türlü mehâliki göğüslüyerek en uzak yerlere bile gitmişler. Mesafeler o kadar uzun ki, bir yere ulaşabilmek için altı ay yol gitmek zorunda kalmışlar.

Sonra da orada cansiperâne mücadele etmişler. Ve akabinde bir yolunu, fırsatını bulup istidatlı ruhlara dinî duyguyu, dinî düşünceyi fısıldamışlar. Dinlerini arızasız temsil etmiş, göstermiş ve başkalarına tesir etmişler.

Bu çok zor işlere talib olmuşlar ve şikayet nedir bilmeden vazifelerini yapmışlar. Şikayet etmediklerini iyi bildiğimi söyleyebilirim.

Siyer ve Megâzi kitaplarında, o tehlikeleri, o ifritten şeyleri göğüsleyen bu insanların, verdikleri mücadeleden iki kelimelik şikayette bulunduklarını görmedim.

Bir Abdullah b. Huzâfe es Sehmî'ye bakın. Başını kaynayan suya sokuyorlar, yüzünün etleri dökülüyor, "Benim başıma bunlar geldi." diye şikayet etmiyor. Bizler hiç birimiz dinimizden dolayı bu ölçüde sıkıntı çekmedik.

Çok rahatız. Bunun karşılığında, Cenâb-ı Hakk'ın bunca nimetine karşı bir şükür ifadesi olarak bize lütfettiği o teknik imkanları O'nu duyurma adına kullanmıyorsak bu apaçık nankörlük olur.

 Hem körlük olur, hem nankörlük olur. Nan, ekmek demektir. Nankör olma, ekmeği nimet mânâsına alırsanız nimeti görmeme demektir.

Îşte günümüzün her bir mümini de elindeki geniş imkanları ve olumlu şartları değerlendirerek, nereye ulaşabilecekse Allah'ın izniyle oraya ulaşmaya bakmalıdır.

 Ve elinden gelen her şeyi yapıp sonuçta demelidir ki: "Bizim neslimiz bu meseleyi ancak şu noktaya götürmeye müsaitti; donanımı ancak ona yetiyordu. Hele biz oraya bırakalım, arkadan gelenler de alır daha ileriye götürürler, daha arkadan gelenler de alır daha öteye taşırlar..."

Öyleyse, herkes dini mübîni Îslâm'ı tebliğ ve temsil etme vazifesini sırtlanacak; ömrünün, gücünün, kabiliyetinin ve imkanların el vermesi ölçüsünde yürüyebildiği kadar yürüyecek ve yorulup tükendiği yerde o kudsî emaneti arkadan gelen bir tanesi alıp yola devam edecek. Şimdiye kadar hep öyle olmuş.

Dini temsil etme ve başkalarına anlatma işini Sahabi Efendilerimiz Emeviler'e, Emeviler Abbasiler'e bırakmış; daha sonra Abbasiler sarsıntı yaşarken, hicreti seniyyenin üçüncü asrından dördüncü asrına girilirken, Asya'dan gelen Türk boyları işin altına girmiş.

Tuğrul Bey'in önderliğinde, 1050'lerde Bağdat'ı korumuşlar ve 1071 gibi çok erken bir tarihte Malazgirt'te Îslâm'ın koruyuculuğunu üzerlerine almışlar.

"Tilke ümmetün kad halet, lehâ mâ kesebet"... Onlar bir mübarek topluluktu, kazandıkları şeylerle yürüdüler Allah'a.

"Ve leküm mâ kesebtüm"... Siz de kazandıklarınızla, kesbinizle veya iktisabınızla; ya yanlışlarınızla, hatalarınızla ya da sevaplarınızla bir gün Allah'a yürüyeceksiniz. (Bakara, 2/134, 141)

Vazife yapmış olarak yürüme de var, vazifeden kaçmış olan firârîler gibi derdest edilerek oraya celbedilme de var. Öyle bir celbedilmeden Allah'a sığınırız.


Share on Facebook! Share on Twitter! StumbleUpon

Makaleler « Manşet »

» Salavat-ı Şerife » Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar » Mürşidin gerekliliği - Kalp Alemi
» Îslâmî bilginin kalbi: Îlmihal » Kutlu Aynadan Kendimize Bakarken » Her Durumda Ölümü Anmanın Fazileti
» Başörtüsü, Dinin Açık Emridir » Dindarlık ve Dinî Hassasiyet » Evlilik ve Aile Hayatı
» Înayet Çağrısı » Îslam'da Evlilik Nasıl Gerçekleşir? » BÎr Müslüman Nasıl Olmalı?
» Kardeşlik Sadâkat ve Nasihat » Anne Babanın Görevleri » Günahlar ve Sevaplar
» Îsraf Ve Dini Sorumluluklarımız » Namaz Kılmayanın Hali..! » Hayatın Gayesi
» Tatil Ve Lüks Hayat » Kamil Niyetin Özellikleri » Hakiki Deryalar Damlalardan Oluşur..!
» Berat Kandili'ne Doğru » Günahlarımıza Veda Mübarek Berat Kandil'i » Îslam'da Meclis'de Konuşma,Sohbet Adabı
» Kırık Dilekçem ve Kuran-ı Kerim Hüznü » Çocuk Sevgisi Aşırı Olunca Şirk Şüphesi » Örnek Însan: Mevlana Celaleddin Rumi
» Dergah'Larda Yapılan Îslami Sohbet'in Faydaları » Ramazan-ı Şerif'in Mükemmel Müslüman 'a BereketLeri » Namaz'ın Önemi Aman Namaza Dikkat
» Kalbimizdeki Sevgi'yi Nasıl Îfade Edebiliriz..? » Hatalarımızı Ve Kusurlarımızı Araştırmanın Yolları » Aile Hayat-ı Ve Aile Sevinci
» Dini Hayatımız Ve Hassasiyet-imiz » Asker-Lik Yapmanın Önemi » Fani Dünya-da Hayret Ettiklerimiz
» Îlk Müslümanlar Akla Ahenk Veren Azim-Leri » En Mübarek Nesil..? » Mübarek Üç Aylarda Bize Düşen Görevlerimiz
» Müslüman-ı Müslüman-a Kırdıran Fitne-Lik » Mübarek Ramazan-da Îhtiyac Sahiplerine El Uzatma » Şaytan-ın Yardımıyla Çekememezlik
» Îslamiyetde Boşanmak » Dinimize Göre Evlilik Bilgileri » Ramazan-ı Şerif de Yapmamız Gerekenler
» Müjedeler Olsun Ramazan-ı Şerif Geldi » Oruçlu Îken Dikkat Etmemiz Gerekenler » Kuran-ı Kerim'in Ramazan Ayinda Înmesi
» Vesveseden,Îçimizdeki Kötü Düşüncelerden Kurtulmanın Yolları » Kerbela Yangını Hiç Sönmediki » Mübarek Rahmet Ayı ve Bizim Yaşantımız
» Bir Mükemmel Vasıf Yaşantısı » Kuran-ı Kerim'in Îndiği o Mübarek Gece » Burak'larda Bitmez Mehmet'lerde
» Cihan Üstümüze Gelse Müslüman Türk Oğlu Türk'üz Ulan » Türkün Dağı Türkmen Dağından Kara Haber Geldi » Herkez Kör Sağır Taklidi Yapıyor
» Yarın Cuma Bilmem Anlatabildimmi » Rizeli Fatihimiz Şehit Düşdü » Fatmana Argun ( yalandunya) Ablamız Vefat Vetti
» Çanakkaleyi Bilmeyen Neslimiz Olmasın » İslami Siteleri Karalamaya Hakkınız Yok » Unutmayız Unutamayızki Aziz Şehitlerimizi
» Regaip Kandilimiz Mübarek Olsun » Tek Kaygımız Var Oda Cennet Vatan » Mücadelemizden Eminmiyiz
» Nice Kandillere Kavuşmak Dileğiyle » Şükürsüz Gereksiz İşler » Ne Kadar Şer Plan Yapsanız Boş
» Edepsizler Bizden Uzak Dursun » Ben Değil Biz Olalım » Uzun Uzun Düşünme Zamanı
» Duracak Beklicek Zaman Değil » Fitne Fesat Odakları Yine Meydanda » Zamanını Bekliyoruz
» Şeytan Aramızda » ReiS Bitti Demeden Bitmez » Müslüman Kardeşim Yanlız Değilsin
» Pkk Denen Köpek Sürüsü Seninde Kökünü Kazıyacağız » Ya Biz Biz Değiliz Ya Siz Çok Değiştiniz » Sıfırlanmak Gerekiyorsa Sıfırlarız
» Devre Göre Değil Her Devirde Ok Gibiyiz » Tamamen Olamayız Belki Ama Biraz Olalım » Nasıl Zoruma Gitmesin Gardaş
» Polisimin Askerimin Yanında Devletimin Emrindeyim » Kıbrısıma Göz Diken Soysuz Köpek » Özümüze Dönüşümüzün Temeli İçin EVET
» Kudurun Sonunuz Gelecek İnşaAllah » ReiS Bu Hiç Olmadı » Şehitlerimiz Var Yeminimiz Var Başaracağız
» Kalemin Mürekkebi Moral » Müslümanlar Elbet Birlik Olacak Elbet » Müslüman İçin Aile İçi Saygı Eşlerin Hakları
» Huzur İçin Önce Kendimize Huzur Verelim » İİT Malesef Eksik Karar Aldı » Rabbimizin Rahmetinden Umut Kesmeyelim
» İllede Rabbim İçin Cihad Etmek İsterim » Birlik Olalım Demesi Çok Kolay » Bırakın Korkularınızı Ölüm Hak
» Vur Allah Aşkına Ey Mübarek Ordu » Müslüman Olarak Niye Susuyoruz » Doğu Türkistan Neresi Bilirmisiniz
» Doğu Türkistanı Yanlız Bırakamayız » Son Neferimize Kadar Türkistan » Küffar Birlik Müslümanlar Dağınık
» Rabbim Vaadinden Dönmez » Doğu Türkistan Vicdan Konvoyunu Destekliyor » Birlik Vaktidir Uyanık Olalım
» Menzil Belli Hedef Belli » Doğu Türkistan İslam Devleti » Doğu Türkistan Sevdamız
» Biz Doğu Türkistanın Evlatlarıyız » Samimi Olup Güven Verin » Adamsın AlpAslan ÖZTÜRK
*

Yorumlar

Yorum seçenekleri bu makale için kapatıldı.

Sesli Düşününce

Efendimiz (S.A.V) Sevinince Toprağa, Üzülünce Göğe Bakarmış. Yerde Tevazu, Gökte Ferahlık Vardır.

Hz.Muhammed(S.A.V)

Cevşenül Kebir Dua

Kuranı Kerim Meali

YAZILI MEAL

Türkçe Kuranı Kerim Meali Almanca Kuranı Kerim Meali

ıngilizce Kuranı Kerim Meali

SESLı MEAL

Türkçe Kuranı Kerim Meali Almanca Kuranı Kerim Meali

ıngilizce Kuranı Kerim Meali Arapça Kuranı Kerim Meali

Rusça Kuranı Kerim Meali Fransızca Kuranı Kerim Meali

Namaz Vakitleri

ımsak
3:30
Güneş
5:31
Öğle
13:16
ıkindi
17:13
Akşam
20:49
Yatsı
22:38