Kullanıcı Adı:  Üye Olacağım
Şifre:  Şifremi Unuttum!
Hatırla?  

30 Jun 2012 Hayatın Gayesi

Hayatın Gayesi Bizim Gayemiz



Însanın, yaptığı işi, hayatının gayesi ölçüsünde benimsemesi, öncelikle o işin zatî değerini, önem ve kıymetini bilmesiyle mümkündür.

Meselâ bir insan, iman mevzuuna, “ebedî hayatın kurtuluşu için çok önemli, olmazsa olmaz bir mesele” şeklinde bakıyorsa, o, hayatını bu gaye-i hayale bağlı götürecek, buna göre örgüleyecektir.

Cenâb-ı Hak, Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) için -meâlen- “Ey Resûl! Rabbinden Sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O’nun elçiliğini yapmamış olursun.

” (Mâide sûresi, 5/67) buyuruyor. Resûl-i Ekrem Efendimiz’e yapılan bu ikaz elbette ümmet-i Muhammed için de geçerlidir.

Yani nasıl ki, Nebi Aleyhisselâm kendisine yüklenen vazifeden kaçamıyorsa, siz de size tevdi edilen emanetten kaçamazsınız.

Mukaddes hüsnüzan

Allah (celle celâluhu) emanetini, emanette emin emanetçilere tevdi ettiğine göre, aynı zamanda burada bir hüsnüzan olduğunu görmezlikten gelmemek gerekir.

Evet, bir insanın başka birisine hüsnüzan etmesi gibi, Zât-ı Ulûhiyet’in de, insanlara öyle bir mübeccel, münezzeh ve mukaddes bir hüsnüzannı vardır. Yani Allah (celle celâluhu) bizi emanette emin bilmiş ve bu emaneti bizlere tevdi etmiştir.

O hâlde hiç kimse “Benim bu işe liyakatim yok.” diyerek vazifeden kaçamaz. Yoksa ne deriz Allah huzuruna vardığımızda? Ötede bize denmez mi:

 “Size itimat edilip bir vazife verildi, adam gibi doğru dürüst bir şekilde bu işi götüreceğiniz beklendi. Fakat siz bu işi yarı yolda bırakıp

Erzurumluların tabiriyle– boncukladınız.” Îşte inanan bir gönül, öte dünyada kendisine bu tür soruların tevcih edilebileceğini hesaba katmalı ve ona göre vazifeye sahip çıkmalıdır.

Ayrıca bizim için böyle bir daire içinde, böyle bir konumda bulunuyor olmanın hususi bir lütuf ve ihsan olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Zannediyorum bu durumu şöyle bir misalle ifade edebiliriz.

Sanki bir yerde çok geniş bir kapı bulunuyor ve kapının önünden binlerce insan geçiyor. Kapı ara sıra aralanıyor.

Oradan geçen insanlardan her kim kapının aralandığı ana denk geliyorsa ona, “Buyur, içeriye gir.” deniyor.

Evet, herkes hayatına baktığında böyle aralanmış bir kapıdan içeriye davet edilmiş olduğunu görebilir.

Ne var ki insan o kapıdan içeriye alınmasına rağmen orada bulunmanın bahtiyarlığından mahrum kalabilir. Erzurum’da bulunduğum dönemde,

Allah sa’yini meşkûr etsin– Kırkıncı Hoca, “Isparta’dan, Hz. Üstad’ın yanından birisi gelmiş, neler anlatıyor gidip bir dinleyelim, anlatacakları arasında belki sizin de beğeneceğiniz şeyler olabilir.

” diyerek, bir sürü insanı toplamış ve alıp o şahsın yanına götürmüştü.

Ancak ben Erzurum’dan ayrıldığım vakit Kırkıncı Hoca’nın o gün toplayıp götürdüğü insanlardan bir ikisi ya vardı ya da yoktu.

Bu açıdan içeriye girdikten sonra orada sabitkadem durma meselesi, insanın iradesini bu istikamette sarf etmesi mahfuz yine Allah’ın tutmasına bağlıdır.

Demek ki, bu, Cenâb-ı Hakk’ın özel bir ihsanı ve özel bir lütfudur. Öyleyse insan bu lütf u ihsana layık olmaya çalışmalıdır.

Diğer yandan Allah yolunda yapılan hizmet ve amellerin kendisine göre bir hazzı vardır. Ben bu işi bütün zevk ve lezzetiyle duymuş insanlardan değilim. Bezginliğin her yanımdan döküldüğünü söyleyebilirim.

Belki de içten içe, bir yolunu bulsam da bu işin içinden sıyrılsam mülâhazalarım vardır. Îyi ve yararlı bir insan olmadığım mevzuunda ise kanaatim tamdır.

Hayatım boyunca değişik tazyik ve tecritlere maruz kaldım. Seksen sonrası neler yaşayıp neler çektiğimi Allah bilir. Şu anda da yaşadığım şartlar itibarıyla kendimi iğneli bir fıçı içinde gibi hissediyorum.

Fakat bütün bunlara rağmen diyorum ki: “Ben bu işi ne kadar kavramış olursam olayım, böyle büyük bir mesele için bu çektiklerimin on katını çeksem değer.”
Tek başımıza kalsak da

Bildiğiniz gibi hadislerde geçen bir kahramanlık, bir yiğitlik tablosu vardır. Îmanla dopdolu bir sine, cephede mücadele içinde iken, etrafındaki insanların hepsi birer birer budanır gibi devrilince, sağına bakmış, soluna bakmış sonra hiç kimsenin kalmadığını görünce atını mahmuzlayıp ileriye atılmış ve bir daha da geriye dönmemiştir.

Îşte böyle bir anlayışa, böyle bir mantığa bağlı hareket etmek gerekir. Yani siz tek başınıza kalsanız, bütün dünya da mekanize birlikleriyle karşınıza dikilse, siz yine de aynı yolda inat ve sebatla devam etmelisiniz.

Înadın bir hikmet-i vücudu vardır ki, o da hakta sebat etmektir. Îşte meseleye bu perspektiften bakan bir insan, “Îslâm ve iman hak olduğu gibi, bunların dünyaya duyurulması da çok önemli ve olmazsa olmaz bir meseledir.

O olmayacaksa benim de varlığımın bir kıymeti yoktur.” der ve hayatını ona göre tanzim eder.

Evet, bu meseleyi benimseme ve hayatın gayesi hâline getirme çok önemlidir. Öyle ki insan yatarken, kalkarken: “Vazifem olmazsa, benim varlığımın da bir anlamı yok.

Ben bu işi yapamıyorsam, dünyada durmamın ne mânâsı olabilir ki!” demelidir. Hele bunu beş - on sene tekrar edin. Hatta gelecekte, bağlayıcı olması açısından, bu ahdinizi evinizdeki eşinize ve çocuklarınıza ifade edin. Onlara otuz defa kırk defa:

“Eğer ben bu vazifeyi yapamayacaksam Allah emanetini alsın.” deyin. Eğer siz bir gün ordu bozanlık yapacak olursanız, evden yükselen bir ses

“Yahu sen bir zaman şöyle şöyle demiyor muydun?” diyecek ve size verdiğiniz sözü hatırlatacaktır. Böylece siz bu ahdinizle elinizi, kolunuzu bağlamış ve aynı zamanda tek başınıza ayakta duramayacağınız, tek başınıza yürüyemeyeceğiniz bir yolda, başkalarının da destek ve enerjilerini arkanıza almış olacaksınız.

Zira söylediğiniz şeylerden dönme sizin için bir ar ve ayıp olacak ve en azından bir vicdan meselesiyle yola devam edeceksiniz.

Bu açıdan her mümin Allah’ı anlatma sevdirme adına kendini alternatif elli kementle yüce bir mefkureye bağlamalı ve hayatını noktalayacağı ana kadar bütün gücüyle bu işin içinde olmaya çalışmalıdır.

“Kadrim bilinmedi” deyip darılma

Ayrıca yüce bir mefkûrenin gönüllerde her zaman ter u taze ve canlılık içinde duyulabilmesi için mutlaka bir sorumluluk yüklenilmesi gerektiği de unutulmamalıdır.

Vâkıa, bazen kişiye, kendine biçtiği, kendini layık gördüğü bir vazife verilmeyebilir. Meselâ filan şahsın hakkı bir alayı sevk u idare etmektir.

Fakat onu bir taburun başında istihdam edebilirler. Onun kıymet-i harbiyesi hakikaten bundan daha yüksek seviyede olsa bile, o şahıs,

“kadrim, kıymetim bilinmedi, tabura veya bölüğe düştüm” demeksizin, darılma, gönül koyma gibi tavırlar içine girmeksizin üzerine düşen vazifeyi en iyi şekilde yapmaya çalışmalıdır.

Bu arada hemen şunu da ifade edelim ki, idareci konumunda bulunan kişi, vazife vereceği şahsı, istidat ve kabiliyetleri ile çok iyi keşfetmeli, bilhassa başarılı olabileceği sahalarda ona istihdam imkânı sağlamalıdır.

Yani kişinin, başarılarıyla Allah’a hamd edeceği, sevineceği, şükürle gerileceği, hizmet ederken şevkleneceği işler ona tahmil edilmeli; başarısız olduğu durumda ise, yeniden bazı kaynaklara başvurarak yanlışlıklarını düzeltebileceği bir zemin ve imkân kendisine sunulmalıdır.

“Mutlaka bana sorulmalı” anlayışı

Maalesef bizim milletimizde bu disiplinler henüz tam olarak yerleşmemiştir. Evet, ne yazık ki, iş ve faaliyetlerimizde inhisar-ı fikir hâkimdir.

 “Mutlaka benim gözümün içine bakılmalı, meseleler mutlaka bana sorulmalı” gibi bir mülâhaza ve idarecilik anlayışı vardır.

Hâlbuki başarılı bir idareciye düşen beraber çalıştığı insanlara önce belli vazife ve sorumluluklar vererek onları test etmek ve başarılı olacakları sahalarda kabiliyetlerinin inkişafını sağlamaktır.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ) gizli kabiliyetleri keşfetmiş, onlara belli sorumluluklar yükleyerek hiç tahmin edilemeyecek yerlerde onları istihdam etmiştir.

Meselâ Zeyd b. Harise’yi (radıyallâhu anh) Mute gibi çok önemli bir savaşta, üç - dört bin kişilik bir ordunun başına kumandan tayin etmiş ve o da o işin hakkını vermiştir.

O günün toplumu açısından ordunun başına azatlı bir insanın getirilmesi çok önemli bir hâdiseydi. Allah Resûlü (aleyhissalâtu vesselâm) hem o işi layıkıyla yerine getirecek bir cevheri keşfetmiş, ona vazife vermiş, hem de bu vesileyle toplumdaki yanlış bir telakkiyi izale etmiştir.

Hayat-ı seniyyelerinin bütününe bakıldığında Resul-i Ekrem Efendimiz’in (aleyhi ekmelüttehaya) her insanı istidat ve kabiliyetini sonuna kadar inkişaf ettirebileceği bir konumda istihdam ettiği görülecektir.

Bu açıdan herkese seviyesine göre bir iş teklif edilmeli ve o şahıs da, ona göre bir sorumluluk yüklenmelidir.

Unutulmamalı ki eğer insanların ellerini taşın altına sokmalarını sağlayamaz, onlara önemli mesuliyetler veremezseniz onların kabiliyetleri hiçbir zaman inkişaf etmeyecektir.

Dolayısıyla yapılacak işler aşkla şevkle yapılmayacak, zamanla insanlarda bir kanıksama ve bıkkınlık hasıl olacak, bu ise hak ve hakikatin saygısızlığa maruz kalmasını netice verecektir.

Bizim ikbal dönemlerimizin arkasındaki en önemli dinamiklerden biri de herkesin en verimli olabileceği alanlarda istihdam edilmesidir.

Bu açıdan günümüzde de bu esprinin kavranması milletimizin ikbali adına çok önemlidir.


Share on Facebook! Share on Twitter! StumbleUpon

Makaleler « Manşet »

» Salavat-ı Şerife » Kutlu Zaman Dilimi Üç Aylar » Mürşidin gerekliliği - Kalp Alemi
» Îslâmî bilginin kalbi: Îlmihal » Kutlu Aynadan Kendimize Bakarken » Her Durumda Ölümü Anmanın Fazileti
» Başörtüsü, Dinin Açık Emridir » Dindarlık ve Dinî Hassasiyet » Evlilik ve Aile Hayatı
» Înayet Çağrısı » Îslam'da Evlilik Nasıl Gerçekleşir? » BÎr Müslüman Nasıl Olmalı?
» Kardeşlik Sadâkat ve Nasihat » Anne Babanın Görevleri » Günahlar ve Sevaplar
» Îsraf Ve Dini Sorumluluklarımız » Namaz Kılmayanın Hali..! » Hayatın Gayesi
» Tatil Ve Lüks Hayat » Kamil Niyetin Özellikleri » Hakiki Deryalar Damlalardan Oluşur..!
» Berat Kandili'ne Doğru » Günahlarımıza Veda Mübarek Berat Kandil'i » Îslam'da Meclis'de Konuşma,Sohbet Adabı
» Kırık Dilekçem ve Kuran-ı Kerim Hüznü » Çocuk Sevgisi Aşırı Olunca Şirk Şüphesi » Örnek Însan: Mevlana Celaleddin Rumi
» Dergah'Larda Yapılan Îslami Sohbet'in Faydaları » Ramazan-ı Şerif'in Mükemmel Müslüman 'a BereketLeri » Namaz'ın Önemi Aman Namaza Dikkat
» Kalbimizdeki Sevgi'yi Nasıl Îfade Edebiliriz..? » Hatalarımızı Ve Kusurlarımızı Araştırmanın Yolları » Aile Hayat-ı Ve Aile Sevinci
» Dini Hayatımız Ve Hassasiyet-imiz » Asker-Lik Yapmanın Önemi » Fani Dünya-da Hayret Ettiklerimiz
» Îlk Müslümanlar Akla Ahenk Veren Azim-Leri » En Mübarek Nesil..? » Mübarek Üç Aylarda Bize Düşen Görevlerimiz
» Müslüman-ı Müslüman-a Kırdıran Fitne-Lik » Mübarek Ramazan-da Îhtiyac Sahiplerine El Uzatma » Şaytan-ın Yardımıyla Çekememezlik
» Îslamiyetde Boşanmak » Dinimize Göre Evlilik Bilgileri » Ramazan-ı Şerif de Yapmamız Gerekenler
» Müjedeler Olsun Ramazan-ı Şerif Geldi » Oruçlu Îken Dikkat Etmemiz Gerekenler » Kuran-ı Kerim'in Ramazan Ayinda Înmesi
» Vesveseden,Îçimizdeki Kötü Düşüncelerden Kurtulmanın Yolları » Kerbela Yangını Hiç Sönmediki » Mübarek Rahmet Ayı ve Bizim Yaşantımız
» Bir Mükemmel Vasıf Yaşantısı » Kuran-ı Kerim'in Îndiği o Mübarek Gece » Burak'larda Bitmez Mehmet'lerde
» Cihan Üstümüze Gelse Müslüman Türk Oğlu Türk'üz Ulan » Türkün Dağı Türkmen Dağından Kara Haber Geldi » Herkez Kör Sağır Taklidi Yapıyor
» Yarın Cuma Bilmem Anlatabildimmi » Rizeli Fatihimiz Şehit Düşdü » Fatmana Argun ( yalandunya) Ablamız Vefat Vetti
» Çanakkaleyi Bilmeyen Neslimiz Olmasın » İslami Siteleri Karalamaya Hakkınız Yok » Unutmayız Unutamayızki Aziz Şehitlerimizi
» Regaip Kandilimiz Mübarek Olsun » Tek Kaygımız Var Oda Cennet Vatan » Mücadelemizden Eminmiyiz
» Nice Kandillere Kavuşmak Dileğiyle » Şükürsüz Gereksiz İşler » Ne Kadar Şer Plan Yapsanız Boş
» Edepsizler Bizden Uzak Dursun » Ben Değil Biz Olalım » Uzun Uzun Düşünme Zamanı
» Duracak Beklicek Zaman Değil » Fitne Fesat Odakları Yine Meydanda » Zamanını Bekliyoruz
» Şeytan Aramızda » ReiS Bitti Demeden Bitmez » Müslüman Kardeşim Yanlız Değilsin
» Pkk Denen Köpek Sürüsü Seninde Kökünü Kazıyacağız » Ya Biz Biz Değiliz Ya Siz Çok Değiştiniz » Sıfırlanmak Gerekiyorsa Sıfırlarız
» Devre Göre Değil Her Devirde Ok Gibiyiz » Tamamen Olamayız Belki Ama Biraz Olalım » Nasıl Zoruma Gitmesin Gardaş
» Polisimin Askerimin Yanında Devletimin Emrindeyim » Kıbrısıma Göz Diken Soysuz Köpek » Özümüze Dönüşümüzün Temeli İçin EVET
» Kudurun Sonunuz Gelecek İnşaAllah » ReiS Bu Hiç Olmadı » Şehitlerimiz Var Yeminimiz Var Başaracağız
» Kalemin Mürekkebi Moral » Müslümanlar Elbet Birlik Olacak Elbet » Müslüman İçin Aile İçi Saygı Eşlerin Hakları
» Huzur İçin Önce Kendimize Huzur Verelim » İİT Malesef Eksik Karar Aldı » Rabbimizin Rahmetinden Umut Kesmeyelim
» İllede Rabbim İçin Cihad Etmek İsterim » Birlik Olalım Demesi Çok Kolay » Bırakın Korkularınızı Ölüm Hak
» Vur Allah Aşkına Ey Mübarek Ordu » Müslüman Olarak Niye Susuyoruz » Doğu Türkistan Neresi Bilirmisiniz
» Doğu Türkistanı Yanlız Bırakamayız » Son Neferimize Kadar Türkistan » Küffar Birlik Müslümanlar Dağınık
» Rabbim Vaadinden Dönmez » Doğu Türkistan Vicdan Konvoyunu Destekliyor » Birlik Vaktidir Uyanık Olalım
» Menzil Belli Hedef Belli » Doğu Türkistan İslam Devleti » Doğu Türkistan Sevdamız
» Biz Doğu Türkistanın Evlatlarıyız » Samimi Olup Güven Verin » Adamsın AlpAslan ÖZTÜRK
» Fazla Değil Az Biraz Müslüman Olun
*

Yorumlar

Yorum seçenekleri bu makale için kapatıldı.

Sesli Düşününce

Efendimiz (S.A.V) Ey Allahım, Seni Haccedeni Ve Haccedenin Kendisi İçin İstiğfar Ettiği Kimseyi Mağfiret Eyle.

Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.A.V)

Cevşenül Kebir Dua

Kuranı Kerim Meali

YAZILI MEAL

Türkçe Kuranı Kerim Meali Almanca Kuranı Kerim Meali

ıngilizce Kuranı Kerim Meali

SESLı MEAL

Türkçe Kuranı Kerim Meali Almanca Kuranı Kerim Meali

ıngilizce Kuranı Kerim Meali Arapça Kuranı Kerim Meali

Rusça Kuranı Kerim Meali Fransızca Kuranı Kerim Meali

Namaz Vakitleri

ımsak
3:30
Güneş
5:31
Öğle
13:16
ıkindi
17:13
Akşam
20:49
Yatsı
22:38