arrad
Yeni Üye
Karma +0/-0
Mesaj Sayısı: 9
|
 |
« Yanıtla #2 : 03 Mart 2010, 11:38:08 » |
|
Uzmanlar Ne Diyor?:
Yazı-1 Önce "Mevlid" kelimesi üzerinde duralım. Lugatta; "Doğum zamanı, doğum yeri veya doğmak" gibi manalara gelir. Müslümanlar arasında genellikle; Resül-i Ekrem (SAV)'in için kullanılmıştır. Mevlid kandilinin özelliği budur. Binlerce şair; Resulullah (SAV)'ın doğum gününü konu alan manzumeler yazmıştır. Araplar arasında Baned Suad, Bürde ve Hemziyye gibi mevlid metinleri meşhurdur. Türkçe olarak yirminin üzerinde "Mevlid" şiiri vardır.
Resül-i Ekrem (SAV)'in ve Hulefa-i Raşidiyn döneminde; Mevlid merasimleri söz konusu değildir. İlk defa Gulat-ı Şia'nın kurduğu Fatimi devletinde "Mevlid Merasimleri" görülmüştür. Fatimiler; Ehl-i Beytin doğum günlerini de büyük törenlerle kutlamayı gelenek haline getirmişlerdir.
Ehl-i Sünnet alimleri; "Mevlid Merasimlerinin" "BİD'AT" olduğu hususunda müttefiktir. Bid'at; Peygamberden malum ve meşhur olan hakikatin aksine itikad etmektir. İnsanlar şüphe ve tevil sonucu, bu noktaya çıkarlar. Resul-i Ekrem (SAV)'in : "Dinimizden olmayan herhangi bir şeyi uyduranın ortaya koyduğu merduttur (Reddedilmiştir). Her bid'at dalalettir." buyurduğu bilinmektedir. (Sahih-i Müslim, C/1, sh:592. Had. No:867. İst. 1401) Bu hadisteki "Külli bid'atün dalaletün" hükmü umumi bir beyandır. Günümüzde yaygın olan yasaklanmıştır, demiştir.
Takdir edersiniz ki bugün; her mevlid merasiminden sonra, dua edilmektedir. Bu duada neler neler söylenir ! Allahu Teala (CC)'nın dinine karşı savaşan ve binlerce mü'mini şehid eden kafirlere bile dua edilir. Buna hiç kimse engel olamaz. Çünkü parayı kim veriyorsa dua onun adına yapılır. Bu başlı-başına bir zulüm değil midir?
Şimdi Süleyman Çelebi ile ilgili sualinize geçelim. "Vesiletü'n Necat" isimli kaside (Bugünkü Mevlit metni) 1409 yılında Bursa'da kaleme alınmıştır. İlk kaleme alınışı, bugünkü şekliyledir. Ancak bu kasidenin tantanalı bir müzik haline sokuluşu, başta Süleyman Çelebi'ye hakarettir. Çünkü Süleyman Çelebi`nin niyeti; Resül-i Ekrem (SAV)'in kadr-u kıymetini bütün insanlara anlatmaktır.
Gerçekten; gerek şekil, gerek muhteva olarak, çok güzel bir kasidedir. Bunu her ferd; kendi evinde istediği gibi okuyabilir ve muhtevası üzerinde düşünebilir. Hiç kimsenin bu mahiyete itirazı olamaz. Ancak ibadet kasdıyla; merasim düzenlemek ve bu işi meslek edinenlere ücret karşılığı okutturmak caiz değildir. Zira dinimizde; böyle bir ibadet ve bu mahiyette bir merasim yoktur. Mevlid konusunda; "tağuti güçlere dua etmeyi adet haline getirmiş meslek ehlinin" taarruzlarına cevap vermiyorum. Şeyhleri dediği için bize saldıranlara gelince; Tasavvuf sahasında herkesin hayran olduğu İmam-ı Rabbani "Mektubat" isimli ünlü eserinde (Mektup no:186) "Bid'atın hasenesi olmaz, hepsi mezmundur" demiş ve bu konuda bir çok misaller vermiştir.
İmam-ı Gazali "İlcamu'l Avam" isimli eserinde "-Her çeşit bid'atın zemmedildiğini" beyan eder. Hiçbir ciddi delil olmadığı halde "-Efendim, mevlid merasimlerinde Kur'an-ı Kerim'de okunuyor. Sırf onun hatırı için bu mesele üzerinde durmayınız. Sonra bu örf ve adettir" diyenlere gelince..... İslami ilimlerden habersiz mükelleflerin indinde; Kur'an-ı Kerim'le, mevlidin eş tutulması bir-çok felaketin kaynağıdır. Hatta bazı beldelerde Kur'an'ı Kerim yerde, mevlid kürsüde okunur. Bu dahi ciddi bir meseledir. Zira ta'zim ve hürmet açısından eşit tutulması itikadi sıkıntıları beraberinde getirir. Eğer ferd; kendi evinde mevlid şiirini okur ve muhtevasını düşünürse, buna hiç kimsenin itirazı olamaz. Çünkü bu fiilde; "yeni bir ibadet şekli" ihdası söz konusu değildir. Sadece şiir okumaktan söz edilebilir. Bu da mübahtır. Allahü Teala (CC) cümlemizi; Sünnete kat'i olarak riayet eden ve her türlü Bid'attan şiddetle kaçınan salih kullarından eylesin. Dua buyurunuz. Kaynak: Yusuf Kerimoğlu, Fıkhi Meseleler, C/2, sh: 332-334. Ölçü Yay. 1989.İst
Yazı-2 "Mevlid; kelime olarak doğum zamanı, doğum yeri veya doğmak manalarına kullanılır. Genellikle Resul-i Ekrem (SAV)'in "Doğum gecesi" için kullanılmıştır. Araplar arasında mevlid olarak; "Baned Suad" , "Kaside-i Bürde" ve Hemziyye gibi metinler vardır. Türkçe'de de yirmiye yakın "Mevlid" le ilgili şiir mevcuddur.
Mevlid merasimleri ilk defa; "Gulat-ı Şia'nın" hakim olduğu Fatimi devletinde düzenlenmiştir. İbn-i Abidin (Rh.a.) "Müzik ve eğlenceden başka bir şey olmadığını" kaydetmekte ve kat'iyyen mevlid okutturulmamasını tavsiye etmektedir. "Mevlid" sadece bir şiir olarak ele alınsa dahi, camilerde yüksek sesle şiir okumak da caiz bulunmamıştır. Gulat-ı Şia'dan geçen bu illet, maalesef oldukça yaygındır. Ehl-i Sünnet mü'minler; bu "ŞİA" adetinden uzak durmalıdırlar.
Ayrıca halk arasında "Ölünün 40.ncı veya 52.nci gecesi" adı altında yapılan törenler de; Bid'attır. Esasen bunların bir kısmı; gayr-ı müslimlerden (Zımmilerden) geçmiştir. Ölüm ve doğum yıldönümleri, yılbaşı kutlamaları, kadınlı-erkekli düğün merasimleri, caddelere heykel ve büstlerin dikilmesi, kırkıncı gün ve sene-i devriyye ihtifalleri'ni bu meyanda sayabiliriz. Kaynak: Ali Rıza Demircan, İslam'da Batıla Benzemenin Hükmü, sh: 2.baskı. sh:79-81. İst.1979
Yazı-3 İsminden de anlaşıldığı üzere Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in doğduğu gecedir ve Rabi'u'l-Evvel ayının on ikinci gecesine rastlamaktadır. Sahabe den veya Tabiin den veya Müçtehid imamlardan bu gecenin fazileti ve kutlanması hakkında hiç bir sahih veya zayıf rivayet sabit olmamıştır.
Bununla beraber Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem doğduğu geceyi ne kendisi, ne ashabı ve ne de selefi salihin kutlamış değildir. Aksine bu gecenin kutlanmasının ve bu geceye has ibadet yapılmasının Bid'at olduğu için Sapıklık olduğunu ısrarla anlatıp red eden müçtehid imamların sözlerine karşılık bu Müçtehidlerin ölümünden çok sonraları ortaya çıkan bid'at ehli nin dinde aşırıya giderek kutladıkları, ve bunun gerekli olduğunu söylemeleri sizi aldatmasın. Selef-i Salihiin bu geceyi peygamberin doğmuş olduğu gecedir diye hristiyanların Marry Chistmass'ı kutladıkları gibi , o maksatla ihya etmeyi, mevlit okumayı, o geceye özgü namaz kılmayı ve standart ibadete bir şeyler eklemeyi dinde ihdas edilmiş bir bid'at (sapıklık) saymışlardır.
Zira Hiç kimse Peygamber’i Hanımlarından, Çocuklarından, Ashabından, özellikle de Hz Aişe, Hz Enes, Hz Ömer, Hz. Ebubekr, Hz. Osman, İbn Mesud’dan, Amr’dan daha çok sevebilecek değildir. Ki bu şahıslar bizlerden dini daha az biliyor da değildi. İmanlarında, bizden daha az samimi veya, daha az akıllı hiç değillerdi.
Hatta Hz Ömer, Hristiyan iken Peygamber(İsa a.s.) lerinin doğum gününü kutladıkları gibi Müsliman olduktan sonra da Peygamberimiz(muhammed S.A.S)’in doğum gününü de kutlamak isteyen bir kabileyi Arabistan’dan zor kullanarak sürmüştür. Bu grup bu meseledeki iddia ve amellerini Mısır, Irak, Iran ve Suriye gibi şehirlerde sürdürmeye devam etmişlerdir. Nitekim bu gecelerde okunan mevlidin, kılınan extra namazların ve ibadetlerin de bu babtan sayıldığı ilim ehlince malumdur. Bu gibi Bid'at olan amellerin çıkış yeri genellikle Mısır, ve/veya suriye gibi ülkelerdir. Hatta Bid'at ları ile dinimizde ayrılık yarattıkları için Müslimanlar bu ülkelere seferler düzenlemişlerdir.
Bu gecenin kutlanmasına karşı çıkan ve herkesce malum olanlar İmam ebu Hanife başta olmak üzere, İmam Mohammed, İmam Yusuf, İmam Malik, İmam Şafii, İmam Ahmed , İmam Nesai, İmam İbn Mace, İmam Buhari, İmam Muslim, vs…. imamlardır. Bu Muctehıid imamların hepsi de bu konuda şu ve daha birçok benzer cümleler söylemişlerdir. "Bu geceyi kutlamak Hristiyanlarda vardır. Bizde yoktur". "Bu ve benzeri geceleri kutlamak Bid’at tir. Her türlü Bid’at dalalettir(sapıklıktır)". "Bu geceyi ihya edenler Fatiha'nın son ayetine Muhalefet etmektedirler." {Ebu Yusuf ,İbn Abdil-Berr”el-İntikaa Fi Fezaili’l Eimmeti’l Fukaha” ve "Ebu’l Hasenat”en-Nafiu’l-Kebir”, İbnü’l Kayyım “İlamu’l-Muvakkıin”,”El-Haşiye Alel-Bahrir-Raik”, "el-Camii","el-İhkaam","Herevii-Zemmü’l-Kelam" vs...} Kaynak: uzunyayla.com/icerik/812/bidat-olan-mevlid-ve-kandil-meselesi.html
Yazı-4 "Arab dilinde "Mimli masdar" adı verilen ve "doğum zamanı, doğum yeri, doğmak" mânâlarında kullanılan "mevlid", halk arasındaki teâmül dikkate alındığı zaman, "Hz. Muhammedin doğum zamanı" mânâsında kullanılmaktadır. Mevlid kutlamaları Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’in ahirete intikalinden yüzlerce yıl sonra yaklaşık hicri 4. yüzyılda ilk olarak ortaya çıkmaya başlamıştır.
Bu kutlamalarda Resulullah (s.a.v.) için kasideler okunmaktaydı. İşte bunlardan en meşhur olan, Mevlid kandillerinde okunan Vesîlet’ün Necât Osmanlı padişahı Sultan birinci Murâd Han’ın vezîrlerinden Ahmed Paşa’nın oğlu, Şeyh Mahmûd Efendinin torunu, Osmanlı dönemi alimlerinden olan Süleyman Çelebi (1351-1422 m.) tarafından yazılmıştır. Mevlid; münâcaat (Allahü teâlâya yalvarma), velâdet (Peygamberimizin doğumu), risâlet (Peygamberliğin bildirilişi), mîrâc (Göklere çıkışı, Cennet'i ve Cehennem'i görmesi), rihlet (Peygamberimizin vefâtı) ve duâ bölümlerinden ibârettir. Üç yüze yakın beyitten oluşmaktadır.
Mevlid-i şerif Hicri 4. asırdan günümüze kadar özellikle Osmanlı (Türk) toplumu içerisinde önemli bir yer edinmiş ve Peygamberimizin doğum günlerinin, kandillerin, Cenaze ve sünnet merasimlerinin en önemli unsuru haline gelmiştir.
Osmanlılar tarafından mevlid, ilk defa III. Murat zamanında, 1588'de resmi hale getirildi. Merasimler, belirlenmiş teşrifât kaidelerine uygun olarak sarayda tertiplenir, ayrıca, önceleri Ayasofya Camii'nde, sonraları ise Sultan Ahmed Camii'nde yapılan merasimlere, devlet erkanıyla birlikte halk da katılırdı.
Bu merasimlerde, önce müezzin tarafından Kur'an-ı Kerîm okunur, bunun peşinden de vaazlar verilirdi. Daha sonra mevlidhân kürsüye çıkar ve bir bölüm okuduktan sonra iner hediyesini alır ve ikinci mevlidhan kürsüye çıkarak, okumaya devam eder ve belirlenmiş kaideler çerçevesinde mevlid kutlamaları son bulurdu.
İlk zamanlar, sırf Resulullah (s.a.s.)'in doğduğu zaman ve sadece camilerde okunan mevlid, sonraları para karşılığında hanendeler tarafından rastgele zamanlarda okunur olmuştur. Kandil gecelerinde, ölülerin ardından; kırkıncı, elli ikinci gecelerinde, sene-i devriyelerinde de mevlidler okunmaya başlanmıştır.
Mevlid kutlamalarını Peygamberimize olan sevginin tezahürü olarak görenler, onun sünnetine gereken önemi vermedikleri halde, peygamberimizin bir çok sünnetinden habersiz oldukları halde onu çok sevdikleri iddiasında bulunmaktadırlar. Oysa sevginin en açık belirtisi onun yolundan gitmek ve onun yapmadıklarını terk etmekle mümkün olabilecektir. Onun şerefli ashabı böyle bir sevgi gösterisinde ve anma merasiminde bulunmadıkları halde daha sonraki nesiller içerisinde takvada ve sevgide ashabı da geçenler oldu. Mevlid kutlamaları ile sevgi gösterisi yapanların, gözyaşları dökenlerin bu saf ve temiz duygularını şeytanın nasıl da saptırabildiğinin farkına varmaları gerekmektedir. Çünkü diğer taraftan bakıldığında bu davranış sünnetine tabi olunmadan ortaya konulan içi boş bir sevgi gösterisi olmaktadır.
Muhteviyatı ilk bakışta Peygambere yazılmış bir şiir olarak masum gözükse de, üzerinde düşünüldüğü zaman içerisinde uydurma hâdiselerinde olduğu tespit edilecek ve Peygamberimize yönelik abartılı övgülerin olduğu görülecektir.
Bir hadiste “Biz Beni Amir heyeti olarak Rasulullah’a gittik ve sen bizim büyüğümüzsün dedik H.z. Peygamber (s.a.v.) “Büyük olan Allah’tır” dedi biz “sen fazilet bakımından bizim en üstünümüzsün, vermek bakımından bizim ileride olanımızsın” dedik peygamber “sakın fazla ileri gidip de şeytanın elçileri olmayınız.” Buyurdu. [1]
Peygamberimiz (s.a.v.)’in sağlığında ve vefatından sonra ne sahabe tarafından, ne tabiin, ne tebe-i tabiin, ne de daha sonraki ehli sünnet alimleri tarafından, onun doğum günü kutlanmamıştır. Ayrıca Mevlid kasidesi okumak, Kur’an ve sünnette izine bile rastlanmayan bid’atlerden biridir. Mevlid-i Nebevî’yi kutlayan bazı insanlar, Rasulullah (s.a.v.)’in onların kutlamalarında hazır bulunduğuna bile inanmaktadırlar.
“Yine, bazı insanların ihdâs ettikleri şey, ya İsa (a.s.)’ın doğum gününü kutlayan Hıristiyanlara benzemektir, ya da Peygamber (s.a.v.)’e sevgi duymak ve saygı göstermektir. İnsanlar, doğum gününü kutlama konusunda farklı olmalarına rağmen, her kim Peygamber (s.a.v.)’in doğum gününü bayram edinirse, (bilsin ki) seleften (ümmetin ilkleri) hiç kimse bunu yapmamıştır. Bunda hayır olsaydı veya bunu yapmak daha tercih edilen bir görüş olsaydı, onlar Peygamber (s.a.v.)’i bizden daha çok seviyor ve bizden daha çok O’na saygı duyuyorlardı. Çünkü onlar, hayıra bizden daha düşkündüler.
Peygamber (s.a.v.)’i sevmek ve O’na saygı göstermek, ancak O’nun yaptığı gibi yapmak, O’na itaat etmek, O’nun emirlerine uymak, gizli ve açık olarak sünnetini yaşatmak, gönderildiği bu dîni yaymaya çalışmak ve bu uğurda kalp ile, el ile ve dil ile cihâd etmekle olur. Çünkü bu yol, ilk Müslümanlar olan Muhâcir, Ensâr ve onlara en güzel bir şekilde tâbi olanların yoludur.” [2]
Bu hususta ortaya atılan görüşlerden bazılarında da bidat olduğu açıkça itiraf ediliyor ancak güzel bir bidat olduğu belirtiliyor. Ancak daha öncede izah edildiği üzere bidatin iyisi ve kötüsü olmaz her sonradan çıkma bidattir. Ne gariptir ki bu mevlid kandili kutlamalarının sonradan çıktığını herkes kabul ediyor. Ama güzel bir bidat olduğunu düşünerek; ne var bunda Resulullah (s.a.v.)’e olan sevgimizi ortaya koyuyor onu yad ediyoruz diyorlar.
Şunu unutmamak gerekir ki; Din adına yapılan her ne olursa olsun, Peygamberimiz ve Ashabı yapmadığı halde dine sonradan sokulmuş bir şey ise muhteviyatının iyi olması onu bid’at olmaktan çıkarmaz. Çünkü o zaman her önüne gelen yeni ve güzel bir şey bulduğunu ve bununda çok faydalı olduğunu iddia eder ve din artık o ilk günkü temiz halinden uzaklaşmış olur Rasulullah (s.a.v.) buyuruyor ki; “Her kim bizim bu işimizin (yani dinimizin) içine, ondan olmayan bir şeyi yeniden sokarsa (o yaptığı iş) merdudtur, başına çalınır.” [3]
Maalesef bu bid’at Türk İslam toplumu içerisine öylesine bulaştı ki, sanki dindenmiş gibi, kandillere, cenaze, sünnet ve bir takım merasimlere artık tamamen yerleşti. Hattâ Mevlidi okuyan bazı insanlar bu işi gelir kapısı haline getirdi. Bu bid’atin topluma örf ve adet şeklinde yerleşmesi nedeniyle dinin içerisinden çıkarılması artık oldukça zor bir hale geldi. Ebu Muhammed Musab Köylüoğlu [1] Ebu Davud (Mutarrif) [2] İbn-i Teymiyye:“İktidâus-Sırâtıl-Mustekîm” [3] Buhari-Müslim Kaynak: rahmet.org/index2.php?icerik=bidat&ayrinti=78
Yazı-5 "Câmilerde Bir Büyük Bid'at; Mevlid. Mevlid, doğum zamanı ve doğum yeri anlamındadır. Zamanla doğum tarihini kutlamak anlamı kazanmıştır. Mevlid, bugün özellikle câmilerde kullanıldığı şekliyle, Peygamberimiz'in doğumunu anmak ve kutlamak şeklinde uygulanan tören ve okunan şiir anlamında kullanılmaktadır. Osmanlı şâiri Süleyman Çelebi'nin (ölümü, 1422) Vesîletü'n-Necât adlı şiir kitabı bu adla yapılan törenlerde özel bir makam ve usûlle okunduğu için, mevlid dendiği zaman o şiir kitabının okunduğu merâsim akla gelmektedir. Peygamberimiz'in doğumunu anma esprisi de unutulmuş, Peygamber için yazılan bu şiirin okunması kendi başına bir dinî törene, bir ibâdet kabulüne dönüşmüştür.
Bugün birçok aile, ölüleri için sevap, hatta mutlaka yapılması gerekli dinî vecîbe gibi düşünmektedir. İbâdetler, Allah'a nasıl yaklaşıp hangi uygulamalarla sevaba girileceği nassların hükmü ile belli olur. Yani ibâdetler, fıkhî deyimiyle "taabbudî alandır, tevkîfîdir, vahyîdir. Din tamamlanmıştır, artırma da eksiltme de yapılamaz. Rasûlün ve ashâbın hayatında mevlid diye bir uygulama kesinlikle mevcut değildir. Mevlidi savunanlar şöyle derler: "Mevlid bir vesîledir, biz bu vesîleyle Kur'an okuyoruz, salât ve selâm getiriyoruz, duâ ediyoruz; esas amaç da bunlardır." Cevap olarak deriz ki: Mevlid dışında sayılanların kendi başlarına okunmaları halinde hangi zorluk ve eksiklik çıkıyor da Süleyman Çelebi'nin şiirine sığınılıyor? Süleyman Çelebi'den önce Kur'an okuyanların okudukları boşa mı gitti? Kur'an ve sünnet, ibâdet anlayışı ile böyle şiir okuyarak sevap kazanılacağı bir ibâdetten bahsetmez. Ayrıca, mevlid şiir gibi değil; Kur'an okunur gibi Kur'an makamıyla okunmakta, Kur'an dinlenir gibi dinlenmektedir. Mevlid türünden kutlamalar, din kaynaklı değil; folklor ve âdet kaynaklıdır.
Bu kutlamalar, câmide olmadığı sürece, ibâdet ve sevap kabul edilmemek şartıyla, Kur'an makamıyla ve kutsal metinmiş gibi icrâ edilmediği özelliklerde, salt şiir okur gibi okunursa bir sakıncası olmaz. Bugünkü şekliyle ise, en azından büyük bir bid'at ve hurâfedir. Bugün, bir şiir, ölülere rahmet ve cennete ulaşma vesilesi gibi kabul edildiğinden, Kur'an'dan öne çıkarıldığından, dinin temel ilkeleri açısından çeşitli sakıncalar içerir. Örf dinleşince, din de örfleşir. Örfün kutsallaşmasına seyirci kalmak, dinin tahribine seyirci kalmakla eş anlamlıdır.
Kur'an şöyle buyuruyor: "Allah yalnız başına anıldığında, âhirete inanmayanların kalpleri nefretle ürperir; O'nun berisindeki ilâhlaştırılmış kişiler anıldığında ise hemen müjdelenmiş gibi sevinirler." (39/Zümer, 45)
Tevhid, ibâdet kasdıyla "Allah'ı da anmak" dini değil; "sadece Allah'ı anmak" dinidir.
Câmiye sokulup ibâdet kasdıyla okunan mevlidin, sadece bid'at olarak kalmayacağı, bu anlayış ve kabulün şirk kapsamına girebileceğini bu riski taşıdığını belirtelim.
Bir Büyük Bid'at Daha; Mescidlerin Süse Boğulması Mescidin meşrû ve makul süsü, orada bolca secde edilmesi, çokca insanın ibâdetle mescidi şenlendirmesidir. Asr-ı saâdette mescide biçilen roller, ne oranda uygulanabilirse onları icrâ etmekle mescidlerin yüzü gülecektir. Mescide gidenlerin süslenmeleri, temiz ve güzel giyinmeleri Kur'an'ın tavsiyesidir (7/A'râf, 31). Ama mescidleri, hem de gözü meşgul edecek, ibâdetteki huşûya engel olacak şekilde süslemek, abartılı tarzda ziynetlere, desen ve boyalara boğmak din açısından yanlıştır.
Konuyla ilgili hadis-i şeriflerde şöyle buyrulur: "Mescid yükseltmekle, mescid süslemekle emrolunmadım." (Ebû Dâvud; et-Tâc, 1/243).
"İnsanlar, mescid yapma yarışına girip bununla övünmedikçe kıyâmet kopmaz." (İbn Mâce, Mesâcid 2)
"Sizin benden sonra, yahûdilerin havralarını, hıristiyanların da kiliselerini süsleyip püsleyerek yükselttikleri gibi, mescidlerinizi süsleyip püsleyeceğinizi görür gibiyim." İbn Mâce, Mesâcid "Bir topluluk, mâbedlerini süsleyip püsleme hastalığına tutulmadıkça, ameli çirkin ve zararlı hale asla gelmez." (İbn Mâce, Mesâcid 2)
Sahâbî fakîhlerinden İbn Mes'ud (r.a.) Kûfe'ye ilk geldiğinde süslü, nakışlı bir câmi gördü ve şöyle dedi: "Bunu kim yaptıysa Allah'ın malını O'na isyanda harcamış." Olayın israf boyutu da önemlidir. Mescidin gereksiz süslerine, kubbelerine yatırılacak para ile cemaat bulunup, oluşturulan cemaatin seviyelerini arttırmaya, İslâm ve müslümanlar için zarûri ihtiyaçlara kullanmak çok daha faziletli olacaktır. Paraları gereksiz taşlara ve süslere yatırmak yerine; dâvâya, insana, cemaate yatırmak dinin maslahatı açısından önemlidir. Mescidleri çok görkemli yapmışsın, süslemişsin, cemaati olmadıktan sonra neye yarar? Sağlam yetişen cemaat ise, bulunduğu her yeri mescid yapabilir, her yerde ibâdetini yerine getirebilir.
Tüm bid’atlerden şeytandan kaçar gibi kaçmaya çalışan, câmilerimizin asr-ı saâdetteki takvâ mescidlerine benzemesi için gayret gösteren, câmilerine sahip çıkan, gönlü câmilere bağlı şuurlu müslümanlara selâm olsun !" Kaynak:Bu Din Benim Dinim Değil, İşaret/Ferşat Y. s. 33-35; 48-49 3- Hasan Turâbi, Namaz, Risale Y. s. 141-148
|