Kullanıcı Adı:  Üye Olacağım
Şifre:  Şifremi Unuttum!
Hatırla?  
Sayfa: [1]   Aşağı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
Gönderen Konu: Büyüklerimizden Sohbet Ve Nasihat  (Okunma Sayısı 1720 defa)
SeRCaN
islami chat
Yönetici
Tam Üye
*****

Karma +0/-0
Mesaj Sayısı: 213

Müslüman Bir Dünya ıçin El Ele


Site
« : 05 Temmuz 2012, 19:48:31 »

Büyüklerimizin Sohbet Ve Nasihat'Lerinden ıstifade Etmek


Sohbet ve nasihatte fani olmak

Diğer yandan nasihatin faydalı olması, her şeyden önce, konuşanın samimiyetine ve dinleyenlerin de anlatılanlardan istifadeye açık bulunmalarına bağlıdır.

Evet, konuşan çok samimi olmalıdır; dinleyen de istifade niyeti içinde bulunmalıdır. Ayrıca din, Allah tarafından gönderilen ilahi bir sistem olduğu için, onun mutlaka Allah ile münasebet içinde anlatılması gerekir. Bunun yanında sohbet eden kimse, anlattığı konuların içine girebilmelidir.

Öyle ki, oturduğu yerde, âdeta kendini unutmalı, anlattığı hâdisenin aktör veya figüranlarından birisi haline gelmelidir. Mesela o, Hz. Hamza’yı veya Enes ıbn Nadr’ı anlatıyorsa, orada anlattığı kahraman haline gelmeli, kendinden geçmeli ve tamamen konunun güdümüne girmelidir.

 ısterseniz buna fena fi’s-sohbet veya fena fi’l-vaaz haline gelme de diyebilirsiniz. Anlattığı konuyla bütünleşmiş böyle bir insanın ağlaması, tebessüm etmesi, kimi zaman coşkun bir ruh haliyle sesini yükseltmesi tamamen konunun yönlendirmesine göre olacaktır. Böyle bir ufku yakalama da, insanın söylediği hususlara yürekten inanmasına bağlıdır.

ıki taraflı bu faaliyetin öbür ucunda sohbeti dinleyen insanlar da, sohbet eden zatın anlattığı mevzular içinde onunla beraber dolaşabilmelidir.

Mesela sohbet eden zat, bir cenk meydanında dolaşıyor veya kanat açmış miraca doğru uçuyor ya da seyr ilallah istikametinde bir seyr u süluk yapıyorsa onlar da kendi tahayyül ve tasavvurları içinde onu takip ve ona refakat etmelidir.

Önyargılar birer perdedir

Sohbete kulak veren insanların sohbet eden zat hakkında olumsuz düşüncelere girmemeleri ve söylenilen sözleri kabule açık bulunmaları da sohbetten istifade adına çok önemlidir.

Konuşulan sözlerin, sadece kulağa girmesi değil, kalbe de tesir ederek değişik değerlendirme mekanizmalarında hazmedilebilmesi, ancak dinleyenin önyargılardan uzak bulunmasına bağlıdır.

Ayrıca bir kişinin sohbetten istifade edebilmesi için, kat’iyen herhangi bir kıskançlık ve çekememezlik içine girmemesi, “ben” dememesi ve anlatılan mevzular hakkında malumatfuruşluk yapmaması gerekir.

Hatta konuşulan mevzuların içinde tam olarak kabul edilemeyecek bir kısım hususlar bulunsa bile, dinleyen kişi:

“Bu konuyu sohbetten sonra görüşür ve tashih ederiz.” diyerek her şeye rağmen söylenenlere kulak vermeli, zihin ve kalbini sürekli konuşulanlara açık tutmalıdır.

Eğer bunlardan herhangi birinde bir eksiklik olursa, sohbet edenle sohbet dinleyen arasında bir husuf ve küsufun (ay ve güneş tutulması) yaşanması mukadderdir.

Evet, sohbet veya vaaz u nasihat dinlerken, eğer onların içine garazlarımızı, kinlerimizi, nefretlerimizi, bencilliklerimizi, enaniyetimizi, bilgimizi katıyorsak, iki ene olamayacağından, kendi içimizde bir müsademe başlar ve bu da istifadenin önüne set çeker.

 Bu halet-i ruhiye içinde olan insanlar, ımam-ı Gazâlî, ımam Rabbanî, Alvar ımamı veya Hz. Pîr-i Mugan gibi büyük zatları dinleseler, hatta ıki Cihan Serveri’nin sohbetiyle müşerref olsalar, O’nun huzurunda bulunsalar bile yine de istifade edemezler. Nitekim Ebû Leheb, Ebû Cehil gibi niceleri O’nu dinlemiş, fakat istifade edememişlerdir.

Günümüzde de görüldüğü üzere, nice Ebû Lehebler, Kur’an ve Sünnet’i dinliyor, büyük zatların sohbetlerine muttali oluyor fakat onlardan hiç mi hiç istifade edemiyorlar.

Son bir husus olarak şunu ifade edeyim ki, başarı, muvaffakiyet, makam, mansıp bir imtihan olduğu gibi ilim de bir imtihandır ve çokları böyle bir imtihanda kaybeder.

Evet, “biliyorum” düşüncesi insan için öyle bir perdedir ki, insanın, bir nâsih veya vaizden istifadesine engel olduğu gibi, aynı zamanda onu dinden, diyanetten, Allah’tan, peygamberden de uzaklaştırabilir. Cenab-ı Hak, Zümer Sûresi’nde

فَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

“ınsana bir zarar isabet ettiği zaman, Biz’e yalvarır, ama sonra onu tarafımızdan bir nimet ile serfiraz kıldığımız zaman: “Ben bilgi ve becerim sayesinde bunu elde ettim” der. Hayır! ışin doğrusu bu bir imtihan unsurudur, ama çokları bunu anlamazlar.” (Zümer Sûresi, 39/49) buyurarak bu hususa dikkat çeker ve bize ikaz ve tembihte bulunur.

Esasında insanı Allah’tan uzaklaştıran nimet, nimet görünümlü musibetten başka bir şey değildir.

 Evet, makam, mansıp, paye, değişik üniversitelerde veya idarî sistemlerde elde edilen ad ve unvan gibi Allah’ın bize ihsan ettiği nimetler, şayet bize O’nu unutturuyor ve içimizde gaflet hissi hâsıl ediyorsa, bütün bunlar bizim için nimet suretine girmiş Allah belası birer nikmettir.

Böyle bir tehlikeden korunmanın yolu ise, hem söyleyenin hem de dinleyenin meseleyi sadece Allah rızasına bağlı götürmesi, kalb ibresinin hep O’nun hoşnutluğunu göstermesidir.

Gerek sohbet yapacak insanın gerekse onu dinleyenlerin daha başta kendi içlerinde böyle bir hazırlığa girmeleri, tezkiye-i nefs etmemek suretiyle tezkiye-i nefs etmeleri, nefislerinin tepesine elli tane balyoz indirmeleri gerekir.

Temelde böyle bir hazırlık yapılır, halis niyet, kalb safveti ve iç duruluğuyla meselenin içine girilirse, Allah’ın izniyle, işte o zaman nasihat ve sohbetler daha verimli, daha bereketli ve daha yararlı olur.


* gurbet-kabe-kuran.jpg (532.11 KB, 1600x1200 - Gösterim: 937 kez.)
Kayıtlı

Sayfa: [1]   Yukarı git
  Bu Konuyu Gönder  |  Yazdır  
 
Gitmek istediğiniz yer: